Ne korkunçtu hasreti
yaylı bir karyolada ölmenin.
Bunu Sakaryalı Şakir bilir.
Kartallı Kazım
başını dayadı tahtasına bölmenin.
Kısıldı sarı kurt gözleri.
Vagonla birlikte sarsılarak
başı sallanıyor iki yana.
Gözetliyor Şakir’i,
“Memetçik” diye düşünüyor,
“Memetçik, memet.”
Ve teker teker
kesilmeden tekrarlıyor tukurdayan tekerlekler
(gitgide daha çabuk, gitgide daha sert):
“Memetçik, Memet,
Memetçik, Memet.”
Ve seferberlik yılları, Memedin yüzü,
simsiyah çalılara lime lime takılarak
karanlıktan zorla çekilip çıkarılarak
bir uzun SEVKİYATTA gözüküyor Kazım’a.
Günün rahatlık duygusu neden bu kadar kolay?
Geçmiş felaketi hatırlamak neden bu kadar güç?
Pozantı’da gardıfrendi Kartallı Kazım
sene üç yüz otus üç…
Gece gündüz cephelere sevkiyat gider.
Nerede başlayıp nerede biter?
Ocağında öam ağacı yakan tirenler
Hat boyları yanmış odun kokusu.
askeride hat boyunun tapısı.
Memetçik, memet,
Memetçik, Memet.
Dört cephe içinde koptu kıyamet.
Vagonların kırk kişilikse yapısı
seksen Memet, yüz Memet yüklü hepisi.
Kilitlenmiş vagonların kapısı.
Tirenler gidiyor Memetçik dolusu.
Memetçik, Memet,
Memetçik, Memet.
Kilitli vagonlarda yoktur merhamet…
O devir Pozantı son istasyondu.
Gardıfen Kartallı Kazım soyundu.
Çömeldi güne karşı, bitlenedursun.
Dağ taş Memet dolu, dağ taş sevkiyat.
Gidenler aç susuz, dönenler sakat.
Ölüm Allahın emri, açlık olmasa fakat.
Aç insan kurt olup saldırmazsa
açlık itten beter insanı elbet.
Memetçik, Memet,
Memetçik, Memet.
Bölük emininde yoktur merhamet…
Pozantıda bir dere içi, güneş yakıyor.
Gardıfen Kartallı Kazım bakıyor:
bir deri bir kemik Memet
düşmüş bıyıklar.
Memedin ayağında yarım çarıklar.
Memet yüzükoyun yatmış sayıklar.
Memet beygir fışkısından arpa ayıklar.
Arpayı götürüp derede yıkar.
Güneşte kurutup yiyecek Memet.
Dağ taş Memet dolu, dağ taş sevkiyat.
Ölüm Allahın emri, açlık olmasa fakat.
Memetçik, memet,
Memetçik, Memet.
Arpayı en fazla bir avuç verir
beygir fışkısında yoktur merhamet.
Makasın solunda kör demiryolu.
Kör demiryoluna çekilmiş vagon.
Vagonda oturmuş altı Alaman
Yüzleri kırmızı, kıçları şişman.
Makarna yiyorlar masa başında.
Belki de o kadar şişman değilller
ve lakin Kartallı öyle görüyor.
Memetçik Memet,
Memetçik, Memet.
Alaman olmakta var mı keramet?
Alaman’ın vagonuna köpeği nbağlı.
Tüyü boz, kulağı kesik, sağrısı yağlı.
Doydu makarnayı köpeğe verdi Alaman.
Makarna yer Alaman’ın köpeği bile.
Belki de makarna yemez her zaman.
Ve lakin Kartallı öyle görüyor.
Memetçik Memet,
Memetçik Memet.
Kör demiryolunda Memet yürüyor.
Yürüyor Memetçik köpeğe doğru.
Dört el üzerinde emekleyerek,
kah girip, kah duraklayarak,
başını, taşlayacakmış gibi saklayarak.
Memetçik, memet,
Memetçik, Memet.
Kaptı itin önünden makarnayı, kaçıyor:
Kaçıyor Memet arkasına bakmadan.
Aç insan kurt olup saldırmazsa
açlık itten beter insanı elbet.
Alkışlıyor Memedi Alaman.
Alaman’ın hoşuna gitti marifet.
Memetçik, Memet,
Memetçik, Memet.
Keklik dağdan dağaaa seker,
keklik yara yiyince
olduğu yere çöker.
Yıldı keklik
takati olsa da gayrı uçamaz…
Sevkiyat merkeziydi Selimiye Kışlası
tedbil havadan dönen Memetle dolu, yıkılası.
Etinde kapandı yara, bitti tedbil havası
ve lakin yıldı Memet
yüreğinde açılmıştır yarası.
Seferberliğin sonu artık
üç yüz otuz dört senesi.
Hey gidi yıkılası
Selimiye Kışlası…
Kışlanın avlusunda
kaynıyor toprağın yüzü tekmil
bit ile.
Dolaşırken çatır çatır eziyorsun,
Memedin emilmiş kanında geziyorsun.
Bu kan biti doyurmuş
Bu kan siyah ve de öldürür.
Selimiye Kışlası’nda Memedin eti
deriyle kılla değil
bit ile örtülüdür.
Avluda künyeler okunurdu
cephelere sevk için
Memet kaşınarak önüne bakar
cevap veremez lakin:
Çünkü Memet kaybetmiş umudu
Ve de tutmuş inadı.
Etini açlığa, bite yedirip
günde yüz Memedin ölüsü çıkar,
başçavuş künye oku sabaha kadar,
bağır avaz avaz,
Memedin bu kapıdan dirisi çıkmaz.
Ama devlet Memetten kuvvetlidir.
Bir sabah vakti
Avluda Memet yine kum gibiydi.
Belki on bin,
belki daha çok.
Bir canlı derya ki tekmil Memet.
Kaşınan ve de susan.
İnsan üstüne insan.
Bir taze başçavuş çıkmış masaya
(uzun boylu
kara bıyıklı
ve de tertemiz kabalağı var),
künye okuyor cevap almadan.
Bir saat iki saat.
Memet inatçıysa da çavuş da inat.
İki saat, üç saat.
Cevap veren yok.
Çavuş dayanamadı
sövdü masanın üzerinden ana avrat.
Memedi, umutlu ise,
bir tek de olsa
dağda sövmek tehlikelidir.
on bin umutsuz Memedi kışlada sövmek daha tehlikeli.
Uzandı masanın ayağına Memedin eli,
çavuş gökyüzünden kapaklandı yere.
Memet eğildi, kalktı
ve çavuşun bedeninden
ne et, ne kemik, ne de temiz kalabalığı bıraktı.
Muhafız taburuna verildi haber.
Muhafız Memetler geldiler.
Onlar süngülü, bitsiz ve semizdi.
Sanki kurt girdi sürüye.
Bir uğultu, bir kıyamet
Memet kaçar, kovalar memet.
Koparılıp alındı bir iki bin koyun.
Doğru Haydarpaşa, kilitli vagon.
Vagonların 40 kişilikse de yapısı
80 Memet, 100 Memet yüklü hepsi.
Kilitlenmiş vagonların kapısı.
Tirenler gidiyor Memetçik dolusu.
Memetçik, Memet,
Memetçik Memet.
Ben bir Memet öldürdüm galiba,
bir ikindi zamanı,
Selimiye Kışlasında,
taş merdivende
Elinde ekmek vardı Memedi.
Memet nerde bulmuş ekmeği?
Kim bilir…
Memet saraı bıyıklıydı,
siyahtı ekmek.
Ben kırmızı kuşağımı çözerek
(dört kulaç
Işıl ışıl
yünle karışık ipek)
“-Sen dedim, “kes ver bir dilim,
ben bir kulaç kesip vereyim”
“-Cık” dedi.
“-İki kulaç?”
“-Cık” dedi.
“-Üç Kulaç?”
Memet ipek kuşağımın tekmilini istedi.
Bıyıklar sarı.
Ben ekmeğe bakıyorum.
Onun gözünde kuşağımın ışıltıları.
Bir tekme attım kasıklarına
Tekerleniverdi sırt üstü memet.
Ve çam tahtasından yonga çıkar gibi
bir kemik parçası fırladı kafasından.
Ekmek benim elimde
ve lakin merdivenin taşından kan
caanlı ve de kırmızı
akar uzanır
benim ipek kuşağa benzer.
Memetçik, Memet,
Memetçik, Memet.
Açlık çıkınca oyluna
Memetten Memede yok mu merhamet?…
Nazım Hikmet
No comments:
Post a Comment