Monday, November 07, 2011

Ne beklediğini bilerek – ama, beklemeden- yaşayacaksın

18.

Yaşamını bir şey beklemeden yaşayacaksın.

Ne çok şey beklediğini biliyorsun;

gene, bekleyeceksin onları (elinde değil bu);

ama beklentilerinin ne ifade ettiklerini,

ne anlama geldiklerini – beklediğin, beklediklerin de,

birgün tutup gelirlerse, onların da

ne ifade edeceklerini, ne anlama geleceklerini -

bilerek yaşayacaksın.

Ne beklediğini bilerek – ama, beklemeden-

yaşayacaksın: en çok beklediğinin de, gelse bile birgün,

hiçbirzaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini

bilerek…

Yaşamın bir bekleme olacak - ama,

beklemeden yaşayacaksın.

22.

Ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın:

duygusal olarak “unutulmaz bir an” denen

yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak,

tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka kişiyle

birlikte, birşey yaşadığında (bir sevinç, bir acı…)

- o zaman gerçekten yaşarsın.

Ama bu “an”ları son derece seyrek yaşarsın

(kimi insanlar – çoğunluk?- bunları hiç yaşamaz

belki); son derece de kısa… Gene de, bunların sağladığı

anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan

çölünü yeşertmeye yetecek.

O. A.

No comments: