Thursday, September 29, 2005

ye iç, kendin coş!!



Attila İlhan 80 yaşında!

Ben Sana Mecburum Bilemezsin

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

...

Ömer Hayyam


Bu aleme gelenler alemle kaynaştılar;
Zevkle çıldırdılar, coşkuyla taştılar!
Birer kadeh içince geçip kendilerinden,
Yokluğun uykusunda hepsi kucaklaştılar!

-------------------------------------------------

Bilmezler yalnız yaşayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle,
Nasıl koşar aynalara, bir cana hasret,
Bilemezler...

No One

Well I can't ever really believe
No one was sent to get me
And I feel like I'm being erased
No one got left here

I'm all alone
No one was sent to get me
I'm all alone
No one got left here

But I'm fine
No one got left here
Well I'm fine
No one got left here

...

www.coldonline.com

Ne kadar özverilisin?

Do you have a "friend"?

Tuesday, September 27, 2005

Tunç için_ iyi ki doğdun!!









Sadece kendim için



Çeşni

Dilbilmcilere göre kurulması en zor cümleler, düz olarak da ters olarak da aynı okunan cümleler olan palindrom cümlelermiş. "Ay Edip, Adana da pide ye" gibi:)

Bir dergide okdum:
Kadınları kalbi mezar gibidir, girdin mi çıkmazsın. Erkeklerin kalbi dükkan gibidir, giren çıkan belli olmaz.
Sen ne dersin?


Bir sorun varsa, kesin çözümü de vardır. Çözümü yoksa zaten sorun değildir! :)

Dünyada en çok kahve tüketilen ülke neresidir?

Cemali



www.cemali.com
Hatırladınız mı? (sene 1995)

Renksiz hayaller dolu, dökülen gözyaslarim
Ezikligi kalbimde, yasanmis tüm asklarin
Tüm aci anilari, bana birakip gitme
Beni bana ver artik, pesinden sürükleme
Duymak istiyorum, duymak istiyorum
Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum
Görmek istiyorum, görmek istiyorum
Gözünde gözünü, görmek istiyorum
Incitme kalbimi, birakip gitme
Sana kendimi verdim, beni yok etme
Ne olur suskun durma, birseyler söyle
Karanligin içinde kaybolma öyle
Duyabilsem kalbini, okuyabilsem seni
Sessiz feryatlarini, aci agitlarini
Tüm haykirislarini, hissetmek istiyorum
Sana yaklasip sende, ölmek istiyorum

L’OURS



Yönetmen:Jean-Jacques Annaud
Oyuncular:Tcheky Karyo, Jack Wallace.
Yapım Yılı:1988

Thursday, September 22, 2005

Kayıp Hayaller Kitabı_Hasan Ali Toptaş

... gerçek nereye ve nasıl gizlenirse gizlensin arada bir kendiliğinden parlayıp söner!


Nazlı her şey için çok teşekkürler...

Monday, September 19, 2005

Sunday, September 18, 2005

Monet

Rembrandt van Rijn


The Anatomy Lesson of Dr Nicolaes Tulp

Rembrandt painted this group portrait of seven surgeons and the physician Nicolaes Tulp in 1632. The painting is one of a series of group portraits that were made for the board room of the Guild of Surgeons, the earliest of which dates from 1603. An anatomy piece of this kind has a central motif, an anatomy lesson, and a protagonist, the praelector or reader. This painting was occasioned by the anatomy lesson that Tulp gave in January 1632. Twice a week a leading physician gave the Amsterdam surgeons a theory lesson. One element of this extra training was attendance at practical demonstrations in the anatomy theatre in order to gain a greater understanding of human anatomy. There was one public autopsy each year, conducted in the winter because the stench of the body would have been unbearable at any other time.

Okudugum kitaplardan... =Alıntı

Benlik bir kez oluştuktan sonra, bireyler zuzun yalnızlık sürelerine dayanabilirler. Çünkü birey bir arkadaş olarak kendini kullanabilir. Kendisiyle kurulan iletişim sonsuza dek sürmez, mutlaka bir süre sonra bu iletişimin başkalarıyla kurulan toplumsal iletişim biçimine dönüşmesi gerekir. Yoksa kişilerde akıl hastalığı belirtileri ortaya çıkar...

...


Bir insana verilecek en korkunç ceza, onun varlığını kabul etmemektir. Bu durumda olan kişinin içinde öyle bir kızgınlık ve çaresizlik ortaya çıkacaktır ki, en vahşice bedensel işkenceler bile böyle bir duruma oranla bir iç rahatlığı gibi görünecektir. Çünkü bedensel işkence yapan, ne kadar kötülük yaparsa yapsın, yine de bizim varlığımız kabul ediyor demektir...

Saturday, September 17, 2005

Thursday, September 15, 2005

Eglencelik Dogaclama Tiyatro


Yersiz Oyuncular Tiyatro Atölyesi:YOTA

Beş kişiden oluşan oyun ekibi, seyircinin verdiği somut ve soyut kavramlar üzerine o anda doğaçlama bir oyun kurar...
Doğaçlama tiyatrosunun en büyük özelliği oyuncularında seyirciler gibi bir an sonra ne olacağını bilmemeleridir. O yüzden oyun, çok renkli ve sürprizlerle doludur...
Her Perşembe;20:00
Her Cumartesi ve pazar; 19:00da
İstiklal Cad. İmam Adnan Sok. YOTA'da,
benden söylemesi...

Taşınabilir Görüntüler Takımı

Başlık, ilk anda yazının konusu ile ilgili net bir açıklama getirmemiş olabilir. Ancak “görüntüler takımı” iyi bir gözlemcinin aklına yüksek olasılıkla ilk gelebilecek olan “fotoğraf”ın çeşitli tanımlarından yalnızca biridir. Evet, fotoğraflardan oluşan, gerçek yaşam hakkında hafif, pratik ve dürüst bir müzedir görüntüler takımı.
Fotoğrafın çeşitli tanımları olabileceğini belirtmiştim. Öyle çoktur ki aslında bunlar, ancak yalnızca birkaçı ilerideki satırlarda belirecek olanlardır. Fotoğraf dünyanın ölçeğiyle oynar; bir gerçeklik minyatürüdür.( Kocaman gökdelenleri 24x36’lık çerçevelere sığdırmak...) Ayrıca görsel bir şifre olan fotoğraf hızlı bir not alma biçimidir. Kimi fotoğrafçılar bilim adamları kimliğine bürünürler, onlar sanki dünyanın envanterini çıkarmaya çalışırlar. Yani çekilen her kare bir bilgi değerindedir, fotoğraf çekmek , fotoğraf biriktirmek bilgiyi ve beraberinde dünyayı biriktirmek gibi bir şeydir. Bu durum aslında içten içe izleyicinin de hoşuna gider, sanki o da fotoğrafçıyla birlikte oralara gitmiş, olaylara tanık olmuş edasına bürünür, çeşitli deneyimlere kolayca sahip olduğunu sanır ki bu gerçekte bir yanılgıdır,çünkü onlar bire bir yaşamayıp izleyici kalmakla yetinirler, böylece gerçek anlamda bir deneyimden bahsetmek mümkün olamaz. Kimileri ise pratik amaçlar için fotoğraf çeker. Örneğin anıları saklı tutmak için ya da tüketimlerini doğrulamak için. ”Tüketim “e örnek olarak tatil fotoğraflarını verebiliriz; turistik bir yeri (örn: Pizza Kulesini) çekerken çoğumuza fotoğrafın içinde illa bizim de olmamız gerekiyormuş gibi gelir, burada asıl amaç oraya gitmiş olmayı kanıtlamaktır. Bu noktadan çıkarak, fotoğrafın belge ya da başka bir deyişle kanıt oluşturduğunu söyleyebiliriz. Gezerken, bunu ispat amaçlı, fotoğraf çekenlerin yanı sıra sadece fotoğraf çekmek için gezenler de vardır. İkinci durumda “gezmek” fotoğraf biriktirmek için bir stratejidir. Mümkün olduğunca çok sayıda fotoğraf çekmek , o kadar çok konu yakalamaktır, çünkü fotoğrafta konu hep öne çıkar. Karenin içindeki görüntüde yorum ,bir resimdekine oranla çok azdır hatta hiç yoktur. Yorumdan bahsetmek gerekirse; fotoğraftaki yorum, gerçekliği daha önce hiç görülmemiş bir şekilde göstermekle olur.
Gerçek bir zaman dilimi oluşturup, anı durduran, onu ilksiz ve sonsuz kılan fotoğraf hareketli görüntülere oranla daha fazla akılda kalır. Bu yüzden de bilgilendirme amaçlı olduğunda daha da bir değerlidir. Okumaya kolay kolay yanaşmayan insanları bilgilendirmek için hazırlanmış gazetelerde bol bol fotoğraf kullanılır. Bizim toplumumuzu düşündüğümüzde , popüler gazetelerin neden bu kadar çok fotoğraf kullandığını anlamak çok da zor değildir. Oysa yetenekli ve bilgili okuyucular buna çok fazla ihtiyaç duymaz, zaten bu tarz okuyucuya yönelik gazeteler hem çok az fotoğraf kullanırlar hem de genelde renksiz (siyah-beyaz) olurlar. Bir düşünce yazısındaki kilit noktaları çözmek, yorum yapıp, anlamlar çıkarmak bir fotoğrafın bize sunduğu hazır gerçekliği kavramaktan daha zordur. Böyle bir konuya gelmişken gazetecilere de değinmeden geçmek olmaz. Ama önce bunun fotoğrafla olan bağlantısını kuralım. Fotoğraf çekmek pasif gözlemin ötesinde bir şeydir. Kişi olayı görür, değerlendirir ya makinasını eline alıp deklanşöre basar ya da buna hiç yeltenmez bile. Burada kilit nokta , görebilmek, değerlendirmek ve önem bağışlamaktır. Fotoğraf çekmeye ahlaki bir boyut ve sonra da bir muhabir katalım. İnsanlar birbirlerini ve hatta kendilerini öldürürken fotoğrafçının makinasının arkasında kalması çok tartışılmış, eleştirilmiştir. Ancak o an çekilen o görüntü tarihi bir kanıt, o olayları yaşamamış insanlara bir ibret mesajı, uyarı, haberdar etmedir. Buradan daha iç açıcı bir örneğe geçelim. Ünlü birinin fotoğrafı meraklısı için ondan bir parça gibi görülür ve çok önemlidir. Aslında bu kısmen doğru sayılabilir. (Elvis Presley’in , Hitchcock’un, Lenny Kravitz’in, Hitler’in vs. nasıl göründüğünü bilmemek...) Görüntü, tam olmasa da kişiliğe dair bir ipucu gibi görüldüğünde durum daha iyi açıklanmış olabilir.
Kısaca toparlamak gerekirse; fotoğrafın burda yazamadığım daha bir sürü anlamı, işlevi vs. vardır. Dünyaya farklı gözlerle bakan ya da güçlü bir gözlem yeteneğine sahip olanlar, fotoğrafın gücünden yararlanıp bunu başkalarına da aktarabilme fırsatına sahiptirler. Amaçlar, nedenler değişse de araç aynıdır, fotoğraf... Estantene, diyafram, odak uzaklığı, renkler, dialar, deklanşör ve taşınabilir görüntüler dünyasına hoşgeldiniz...

Wednesday, September 14, 2005

Konfüçyus






Kimin hakli oldugunu tartismayin, neyin dogru olduguna karar verin.

Ask için evlenin. Hem esinizin hem de kendinizin en iyi arkadasi olun.

Es seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmis bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. Içerigi saglam olmadikça sonunu getirmek zordur.

Tuesday, September 13, 2005

Sanliurfa

Erdal Yazici

Monday, September 12, 2005

Think!

Miles Davis

Iced Earth

Something Wicked This Way Comes

My Favorites:
  • Melancholy
  • Watching Over Me
  • Blessed are you

http://www.icedearth.com/rel_detail.php?n=5


Dark Saga


My Favorites:
  • I died for you
  • The Hunter
  • A Question of Heaven

http://www.icedearth.com/rel_detail.php?n=4


Vincent Van Gogh

Friday, September 09, 2005

Sofistike Hayvanlar!

Umutsuzluk duygusu var. Cevremizde her sey cok hizli degisiyor. Degisimin hizindan dolayi insanlar gunumuzde dogruyu yanlistan ayiramadan karar vermeye zorlaniyor. Dolayisiyla bir kaos ortami olusuyor. Arkadaslik bile arkadaslik degil. Iliskiler yuzeysel kaliyor. Icimizde zaman zaman bazi seyleri kurtarma istegi olusuyor. Arkadaslik da bunlardan biri oluyor...

Dusuncelerin on planda olmadigi bir dunyada yasiyoruz...
Hepimiz ayni seyi dusunuyor olsak farkliliga da gerek kalmaz ...
Insanlar karinlarini doyurabilmenin otesine gidebildigi surece insandir. Halbuki cogumuz daha sofistike hayvanlar olarak yasiyoruz!

Jazz Dergisi_Sevket Akinci (Lifeline)

Wednesday, September 07, 2005

Dalyan


Dalyan is a small town on southwest coast of Turkey by the side of the Mediterranean. The Caretta Caretta turtle is designated as threatened on the Federal Fish and Wildlife Endangered Species List.These turtles with their large heads and reddish brown shells come to Iztuzu Beach(Dalyan) to nest from May to September.




Fatih Akin_im Juli

Bilim

http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazarekstra&Newsid=59526&Categoryid=117

Tuesday, September 06, 2005

Neyzen Tevfik


Kafayi iyice bulmus, yalpalayarak giderken bir tanidiga rastlar.
--Yazik dostum,yazik,canina hiç acimiyorsun.Bu gidisle sen fazla yasamazsin.
Neyzen adamin yüzüne bakip gülümser.
--Ömür denilen,içi su dolu fiçiya benzer,içindeki,azar azar da kullansan,hepsini de bosaltsan,mutlaka biter.

Wheatfield with crows

http://www.vangoghmuseum.com/bisrd/top-1-2.html

I was there, it was like a dream!

Sorry or Please

Five weeks in a prison, I made no friends
There's more time to be done, but I've got a week to spend
I didn't pay much attention first time around
But now you're hard not to notice, right here in my town
Where the stage of my old life meets the cast of the new
Tonights actors: Me and You

Each day is taking us closer
While drawing the curtains to close
This far, or further, I need to know
Your increasingly long embraces
Are they saying sorry or please?
I don't know what's happening, help me
Through the streets, on the corners, there's a scent in the air
I ask you out and I lead you, I know my way around here
There's a bench I remember, and on the way there I find
That the movements you're making, are mirrored in mine
And your hand is held open, intentionally
Or just what I want to see?

Your increasingly long embraces
Are they saying sorry or please?
I don't know what's happening, help me
I don't normally beg for assistance
I rely on my own eyes to see
But right now they make NO SENSE to me
Right now you make NO SENSE to me

Kings of Convenience