
Aşık olan insanlarda beyinde bulunan kimyasallar farklı salgılanıyor; depomin ve norepinefrinin artarken, seratoninin ise düşüyor.
Nörotransmitlerden depomin artışı:
- Motivasyon artışı,
- Mutluluk,
- Heyecan,
- Uykusuzluk,
- Kalp çarpıntısı,
- Nefes darlığına neden olurken,
Norepinefrinin de heyecan ve enerji düzeyini artırarak, uyku ve iştah kaçırıyor.
Heyecan ve ölüm korkusunun da aşkı tetikliyor. Felaket sırasında karşılaşan insanların birbirlerine aşık olma ihtimali, mehtaplı gecede birbirine rastlayanlardan daha fazla...
İnsanların aynı kişiye yeniden aşık olabilirler, önceki deneyimin yardımıyla bu aşk daha uzun sürebilir.
Aşk hormonları harekete geçirerek mutlu ve sağlıklı olmamızı sağlıyor. Aşk bittiğinde ise kendimizi mutsuz, sağlıksız, güçsüz, bitkin ve hasta hissetmemizin nedeni de zaten bütün bu hormonların aniden geri çekilmesi... Aşk, vücutta bir takım değişikliklerin olduğu ve farklı bir ruh haline girdiğimiz bir durum. Ancak uzmanlara göre bu durum sonsuza dek sürmüyor. Beyindeki değişiklikler, hissettiğiniz olumlu hava, endorfinlerin salgılanması, kalbin hızlı hızlı atması, ilelebet sürmüyor. Kimisinde bu durum 6 ay, kimisinde 2 sene sürebiliyor. Ama yeni bir çalışmaya göre bu 'pozitif havanın' ortalama 2 sene sürdüğünden söz ediliyor. Daha sonra yavaş yavaş bu dinginleşiyor ve aşkın yerini oturmuş bir sevgi, paylaşım, güvene dayalı bir sevgi alıyor. Peki "Aşkımız hiç bitmedi" diyenler yalan mı söylüyor? Uzmanlara göre bunu söyleyenler aslında sevgi, güven ve huzuru, "aşk" olarak nitelendiriyor...
Aşkın yan etkileri de var
Mevsimlerin de çok büyük etkisi var duygu durumumuza. Yani "Ben her bahar âşık olurum" gibi sözler boşuna söylenmemiş. Çünkü özellikle de bahar ve yaz mevsimleri, melatonin uyarıcı hormon salgılanmasını, bu dönemlerde kişilerin duyguları çok daha yoğun hissetmesini ve çok daha kolay âşık olmasını sağlıyor.
Aşk süresince insanların sadece duyguları değil, görsel, işitsel, kokusal ve dokunsal algıları, bunlarla ilgili verilerin belleğe geçirilmesi de güçlenir. Sevgili ile ilgili en önemsiz sözler ve ayrıntılar belleğe öncelikli olarak geçer ve yerleşir. Sadece duyular değil, duygular da şiddetli solunum, nefes artışı, kalp atım sayısı artması, terleme, ağız kuruluğu, midede ağrılar, kaslarda zayıflık ve titremelere yol açabilir. Merkezi sinir sisteminin duygularla ilgili limbik sisteminde ve bağlantılı bölgelerdeki tüm reaksiyonların artması ve keskinleşmesi, sadece mutluluk ve haz veren duyuların ve duyguların değil, üzüntü ve acı verenlerin de aşırı şekilde algılanmalarına ve tepki görmelerine neden olur" diyor. Yani başkası söylese duymayacağınız veya aldırmayacağınız bir sözcük devasa anlam ve önemler kazanabilir, gülüp geçeceğiniz olaylar ise pek çok davranış bozukluğuna, hatta ayrılık ve intiharlara dahi yol açabilir.
Özellikle mantık, sağduyu, çok yönlü düşünsel becerilerin yönetildiği beynin frontal lobundaki işlevsel değişiklikler, âşıkların 'herkesi kör, elâlemi aptal saymalarına' neden olur, normal zamanda almayacakları riskleri almalarına ve çıkarsamalar, genellemeler, zihinsel silmeler yapmalarına sebep olur" diyor. Derman'a göre aslında aşk, beyinde birtakım 'hasarlara' yol açıyor. Derman, "Beyinlerinin ilgili bölgelerinde hasar oluşması veya kimyasalların etkilerini ortadan kaldıran maddeler, aşkla ilgili duyu ve duygu fırtınalarını da bloke edebilirler. Mesela birçok antidepresan ilaç orgazmı ve ejekülasyonu zorlaştırabilir, kan basıncı düşürücüler ereksiyon sorunu yaratabilir, diğer ilaçlar duygusal küntleşmelere yol açabilir. Öte yandan alkol ve ecstacy, amfetamin gibi merkez sinir sistemini zehirleyecek derecede uyarabilen maddeler, cinsellik ve aşkla ilgili dürtü ve duyguları da arttırırlar ya da azdırırlar. Aşkın sağlıksız etkileri, özellikle tek taraflı veya dengesiz olunca, olumsuz duyguların ve yol açtıkları bedensel işlevlerdeki bozukluklar nedeniyle ortaya çıkar.
Kaynak: Dr. Sabri Derman
